Sağlıklı Yaşam 4 dk okuma
Ayakkabı Seçimi: Ayak Sağlığını Belirleyen Ayrıntılar
Numara tek başına bir ölçü değil. Doğru ayakkabıyı seçmenin, tabanı okumanın ve eskimeyi zamanında fark etmenin pratik yolları.
Yazar: İdil Karaca Güncellendi:
Ayakkabı, gardırobun en çok konuşulan ama en az anlaşılan parçasıdır. Çoğu insan bir ayakkabıyı rengine, modeline ya da fiyatına bakarak seçer; oysa gün boyunca vücut ağırlığının tamamını taşıyan, adım başına o ağırlığın birkaç katı kuvveti soğurmak zorunda kalan tek giysi odur. Yanlış seçilmiş bir çift, ilk günlerde sadece can sıkıcı bir sürtünme yaratır. Aylar içinde ise tırnak batmasından topuk ağrısına, diz zorlanmasından bel şikâyetine uzanan bir zincirin ilk halkasına dönüşebilir. İyi haber şu ki doğru seçim, karmaşık bir bilgi değil birkaç sağlam alışkanlık gerektiriyor.
Numara diye bilinen şey aslında ne kadar güvenilir
Ayakkabı numaraları evrensel bir ölçü birimi değildir. Aynı numara, farklı markalarda ve hatta aynı markanın farklı kalıplarında birkaç milimetreye kadar değişebilir. Bu yüzden numaraya sadakat, ayak sağlığı açısından en pahalı alışkanlıklardan biridir. Ölçüyü belirleyen üç boyut vardır: uzunluk, genişlik ve kavis yüksekliği. Piyasadaki modellerin büyük bölümü yalnızca uzunluk üzerinden numaralandığı için, geniş tabanlı bir ayak doğru uzunluktaki bir ayakkabıda bile sıkışabilir. Denerken parmak ucu ile ayakkabının burnu arasında yaklaşık bir başparmak genişliği boşluk kalması, tabanın en geniş yerinin ayakkabının en geniş yerine denk gelmesi ve topuğun yürürken yukarı kaçmaması aranan üç işarettir.
Ayaklar gün içinde şişer. Sabah rahat gelen bir çift, akşamüstü dar gelebilir. Bu yüzden deneme için günün ikinci yarısı daha dürüst bir zamandır. Ayrıca iki ayak çoğu insanda birbirine eşit değildir; aradaki fark yarım numaraya kadar çıkabilir. Kural basittir: büyük olan ayak esas alınır, küçük olan ayak gerekirse taban içliğiyle desteklenir.
Tabanın anlattıkları
Ayakkabının en çok göz ardı edilen kısmı tabandır. Fazla yumuşak bir taban ilk basışta konfor hissi verir ama uzun mesafede ayağı yorar, çünkü kas ve bağların istikrarlı bir zemin bulamaması sürekli düzeltme çabası doğurur. Aşırı sert bir taban ise darbeyi soğurmaz, sarsıntıyı doğrudan yukarıya iletir. Aranan şey ortadadır: parmak ucundan hafifçe bükülebilen, ancak orta bölgesi elle burulmaya direnen bir yapı. Bir ayakkabıyı iki ucundan tutup kolayca çevirebiliyorsanız, o taban günlük yürüyüş için fazla gevşek demektir.
Topuk yüksekliği de tek başına iyi ya da kötü değildir. Tamamen düz bir taban, aşil tendonu kısa olan kişilerde baldır gerginliği yaratabilir. Buna karşılık yüksek bir topuk, vücut ağırlığını ön ayağa yığar ve parmak eklemlerinde basınç yoğunlaşmasına yol açar. Günlük kullanımda birkaç santimetreyi aşmayan hafif bir yükseklik farkı çoğu ayak için makul bir orta yoldur.
Malzeme, iç yüzey ve nefes alma meselesi
Ayak, vücudun ter bezi yoğunluğu en yüksek bölgelerinden biridir. Kapalı ve havalanmayan bir iç yüzey, nemin gün boyu deride kalmasına neden olur; bu da hem koku hem de mantar sorunlarının en bilinen zeminidir. Doğal deri ve dokuma kumaşlar nemi dışarı taşımakta genellikle daha başarılıdır. Sentetik astarlı modeller kullanılacaksa, aynı çiftin arka arkaya iki gün giyilmemesi ve giyimler arasında ayakkabının açık havada kurumaya bırakılması belirgin fark yaratır.
İç dikişlerin konumu da önemlidir. Parmak bölgesinde kabarık bir dikiş varsa, o nokta zamanla nasır oluşumunun adresi olur. Elinizi ayakkabının içine sokup tabanı ve yan yüzeyleri yoklamak, denemeden önce yapılabilecek en pratik kontroldür.
Eskimeyi fark etmek
Bir ayakkabı, dış görünüşü bozulmadan çok önce işlevini kaybedebilir. Ara tabanın darbe soğurma kapasitesi kullanım süresiyle azalır ve bu kayıp gözle görülmez. En güvenilir gösterge aşınma deseninin asimetrik hale gelmesidir: topuğun bir kenarı belirgin biçimde yenmişse, ayak artık düz bir zemine basmıyor demektir. Ayakkabıyı düz bir masaya koyup arkadan bakmak yeterlidir; taban dik durmuyor, yana yatıyorsa değişim zamanı gelmiştir.
Bir başka işaret, hiç değişmeyen bir rutinde ortaya çıkan yeni ağrılardır. Yürüyüş mesafesi ve zemin aynıyken diz ya da topukta yeni bir rahatsızlık başlıyorsa, ilk şüpheli çoğu zaman ayakkabıdır. Aynı çifti her gün kullanmak yerine iki çift arasında dönüşümlü gitmek, hem malzemenin toparlanmasına izin verir hem de kullanım ömrünü toplamda uzatır.
Ayakkabı seçimini bir alışveriş kararı değil, günlük bir sağlık kararı olarak görmek zihniyet değişikliğinin özüdür. Ayakta geçen saatlerin toplamı düşünüldüğünde, doğru seçilmiş bir çiftin getirisi ilk bakışta göründüğünden çok daha büyüktür.