Hürmüz Boğazı’ndaki artan gerilim yalnızca petrol fiyatlarını etkilemekle kalmıyor; gübre ve helyum gibi birçok ürünü de etkisi altına alıyor. Savaş uzadıkça Türkiye’de enflasyonun ne yönde seyredeceği merak konusu. Rezerv satışlarının piyasalardaki paniği bir nebze azalttığı gözlemlense de, Emtia Piyasaları Uzmanı Zafer Ergezen, devam eden savaşın uzun vadeli maliyetleri üzerinde durdu. Ergezen, Tgrthaber.com Ekonomi Editörü Bengü Sarıkuş’a bölgedeki çatışmaların piyasalara, değerli metallere ve petrol fiyatlarına dair önemli değerlendirmelerde bulundu.

(Görseller AI ile temsili hazırlanmıştır)
Artan Orta Doğu geriliminin petrol piyasası üzerinde ne denli etkili olduğu ve bu risklerin piyasalarda nasıl yansıtıldığı hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Zafer Ergezen: Mevcut çatışmanın petrol fiyatlarına son derece güçlü bir etkisi olduğunu belirtmek gerekir. Bölgedeki gerilim oldukça yüksek. Hürmüz Boğazı’nın tamamen veya kısmen kapalı kalması, petrol fiyatları üzerinde büyük bir tahribat yaratıyor.
Bu durumun yalnızca petrol ile sınırlı kalmadığını gözlemliyoruz. Doğalgaz fiyatlarında da artışlar görülmekte. Petrol ve doğalgaza bağlı ürünlerde de fiyatların yükseliş yaşadığı açık. Etilen, gübre ve helyum gibi ürünlerde de benzer bir fiyat artışı söz konusu.
Ayrıca genel ticaret giderleri de tırmanışta. Navlun ve sigorta masrafları artıyor. Bu durumu, savaşın ekonomik etkilerinin geniş bir kapsamda hissedildiğini göstermektedir.
Piyasalar, bu riskleri şu anda fiyatlandırıyor. Hatta gerilim yüksek olduğu dönemlerde fiyatların da önemli ölçüde arttığını gördük. Petrolün 100 dolar seviyesinin üzerine çıkması, artan risk kaygılarının net bir göstergesi. Yaklaşık iki ay önce 50-60 dolar arasında bulunan fiyatların bu kadar kısa sürede bu seviyelere ulaşması, piyasada risklerin dikkate alındığını açıkça ortaya koyuyor.

En olumsuz jeopolitik senaryoda petrol fiyatlarının ulaştığı en yüksek düzeyi nasıl tahmin ediyorsunuz?
Zafer Ergezen: Burada en kritik unsur savaşın süresidir. Savaşın uzamasıyla birlikte riskler artacak ve bu durum petrol fiyatlarını üç haneli rakamlara taşıyacaktır. Daha yüksek fiyatların mümkün olup olmadığını değerlendirecek olursak, geçtiğimiz hafta Brent petrolün 120 dolara ulaştığını gördük. Eğer çatışmalar uzar ve devam ederse, bu seviyeler tekrardan test edilebilir.
Bununla beraber, ilginç bir şekilde risklerin artmasına rağmen bu hafta fiyatların 105 doların üzerine çıkmadığını gözlemledik. Bunun ardında yatan sebepler arasında stratejik rezervlerden yapılan satışlar ve OPEC ülkelerinin arzı artırması bulunuyor. Bu durum, piyasalardaki paniği bir nebze kontrol altına aldı.
Yine de savaşın devam etmesi halinde bu dengeleme mekanizmalarının zayıflayabileceğini unutmamak gerekiyor.

Eğer bu jeopolitik krizin süresi uzarsa, Türkiye ekonomisini nasıl etkileyecektir?
Zafer Ergezen: Senaryoları kesin biçimde tahmin etmek zor çünkü savaşın nasıl bir seyir izleyeceği belirsizdir. Benim düşünceme göre, en kötü ihtimalde bile petrol fiyatlarının geçtiğimiz hafta görülen 120 dolar seviyesinin çok üzerine çıkması olası değil.
Eğer savaş geniş bir coğrafyaya yayılmaktan kaçınır ve çok sayıda ülkenin dahil olduğu büyük bir krize dönüşmezse, kalıcı olarak 120 doların üzerindeki fiyatların oluşmasını beklemiyorum.
Türkiye için en büyük tehdit ise enflasyon oranlarıdır. Enerji ithalatında alternatif kaynaklar mevcut; çünkü Türkiye tek bir ülkeye bağımlı değil. Rusya ve Azerbaycan gibi başka seçenekler de mevcut. Ancak asıl mesele fiyatlardır.
Bu tür çatışmaların en belirgin etkisi, yüksek maliyetler ve enflasyon artışıdır. Savaş süresince Türkiye’nin maliyetleri yükselmeye devam eder. Bu durum, enflasyon artışına ve faiz oranlarının uzun bir süre yüksek seyretmesine sebep olabilir.
Bu durum yalnızca Türkiye açısından değil, küresel ekonomi açısından da geçerlidir. Yüksek faiz ortamı ekonomik büyümenin yavaşlamasına neden olur.

Krizler bazı fırsatlar da doğurabilir. Bu dönem Türkiye için ekonomik açıdan fırsatlar yaratabilir mi?
Zafer Ergezen: Evet, bu süreçte bazı fırsatların da gündeme gelebileceğini söyleyebilirim. Özellikle Türkiye’nin etrafındaki bölgelerdeki istikrarın sağlanması önemli kazançlara yol açacaktır.
Orta Doğu ve Rusya-Ukrayna hattında barış sağlandığında, Türkiye’ye olan yabancı yatırımcı ilgisi artabilir. Türk şirketleri bu alanlarda daha etkili rol almaya başlayabilir ve yeni pazarlarda daha fazla yer edinebilir. Bu tür gelişmeler, Türkiye ekonomisinin büyümesi adına önemli bir katalizör olabilir.